Bu site; okulöncesi dönem çocuğu olan anne babaların çocukları ile kaliteli zaman geçirmeleri ve çocukların yaratıcılıklarını geliştirmelerine katkı vermek amacıyla hazırlanmıştır.
1 Mart 2013 Cuma
20 Ocak 2013 Pazar
ÇOCUKTA TIRNAK YEME
Tırnak
etini ya da tırnağı dişiyle koparma ya da kemirme alışkanlığına tırnak yeme
davranışı denir. Genellikle 3–4 yaşlarından sonra ortaya çıkmaktadır. Bu
davranış, genellikle ergenlik döneminden sonra sona ermektedir. Çocuklarda %33
tırnak yeme davranışı görülür. Bu oran erken ergenlik çağına kadar sürer.
Ergenlik çağında tırnak yiyen çocukların sayısı %40-45’e yükselir. Yani
ergenlik çağına doğru çocukların hemen hemen yarısı tırnak yeme
davranışıgösterir. Peki çocuk neden tırnak yer? Aile içinde baskıcı ve otoriter
bir eğitimin uygulanması, çocuğun sürekli azarlanarak eleştirilmesi, ailede
tırnak yiyen bir bireyin örnek alınması, kıskançlık, yeterince ilgi ve sevgi
görememe, korku ve endişe, değersizlik ve güvensizlik gibi duygular ile
travmatik yaşantılar tırnak yemeye neden olabilmektedir.
Herhangi
bir sebepten dolayı anne-babasına kızan, onlara karşı öfke duyan çocuk tırnak
yeme davranışını sergileyebilir. Arkadaşlarına kendini doğru biçimde ifade
edemeyen çocuk bu sebeple kaygılanabilir ve bu sıkıntısını tırnak yiyerek ifade
edebilir. Aile içinde yaşanan huzursuzluklar, anne baba geçimsizlikleri, anne
babanın sık sık kavga etmesi, boşanma ve ayrılıklar da çocuklarda tırnak yeme
gibi davranışlara neden olabilir. O zaman acı oje sürmek bu soruna çözüm olur
mu derseniz acı oje ya da başka bir acı madde sürmek, sorunu çözüyormuş gibi
görünse de aslında altında yatan nedene bir etkisi olmaz. Tırnak yemeye neden
olan faktörler ortadan kaldırılmadığı sürece de ileride daha büyük sorunların
ortaya çıkması gündeme gelebilir. Çocukta parmak emme, tırnak kenarlarını
koparma, ellerine zarar verme veya uyku bozuklukları gibi durumlar, altında
yatan kaynağa bağlı olarak ortaya çıkabilir. Acı oje sürmek çocukta tırnak
yemeyi ortadan kaldırsa bile sorunun kaynağını çözmediği için, sorun kendini
başka bulgularla ortaya koyabilir.
Kolay gelsin...
Gülçin KARADENİZ
16 Ocak 2013 Çarşamba
UYKUM YOK!!
Günümüzde çocuğun yatma saati evde ciddi sorunların yaşandığını görüyorum. Uyumamak için saatelerce kitap okutanlar, bir şey soracağım diye sireci uzatanlar, karnı ağrıyanlar, dişi acıyanlar,...!! Sonunda da çocuğun itirazlarının ağlama ve öfke nöbetlerine dönüştüğü anlar!!!! Her gece her gece çok zor değil mi? Peki ne yapalım???
• Önce sorunu dile getirmek gerekmektedir: Bu aşamada iletişim becerilerini, etkin dinleme ve ben dilinin nasıl kullanılacağını bilmek çok önemlidir. “Yatmanı söylediğimde, her gece benimle tartışman beni çok mutsuz ediyor”.
• Çocuğun yatmasını engelleyen korkuları, endişeleri etkin dinleme metodunu kullanarak anlamaya çalışmak gerekir: “Yatmakla seni mutsuz eden, endişelendiren bir şey mi var?” ya da “Mutsuz/endişeli bir halin var. Konuşmak ister misin?”
• Çocuğunuza hissettiklerini yenmek için seçenekler sunun: “Yatarken kendini daha mutlu/rahat hissetmen için ne yapabiliriz/neleri değiştirebiliriz?
• Hem size hem de çocuğunuza en çok uyan planı uygulamaya koyun: “Işığın yanmasını istedin ama odanın ışığı yanıkken gözüne gelmez mi? Koridorun ışığını açsak ve kapıyı kapatmasak olur mu?”
• Planınızı bir hafta kadar uygulayın: “Kapıyı kapatmamak ve koridorun ışığını bırakmak olumlu oldu. Dilersen bugün gidip odana gece lambası alalım. İtiraz etmeden yattığın her akşam için yapacağım tabloya bir yıldız/gülen yüz alacaksın. Eğer hafta sonunda 5 yıldızın olmuşsa seninle beraber Pazar günü yeni bir oyun oynayabilirim. Eğer olmamışsa, "bir dahaki hafta yapacağına inanıyorum”
• Bir haftalık planınızın işleyişini değerlendirin: Eğer çocuğunuz, itirazsız yatıyorsa plan işe yaramış demektir. Onu övün ve sevginizi belli edin. Eğer problem çözülmemişse, tekrar deneyin. Çocuğunuzun korkularını, endişelerini tam olarak anladığınızdan emin olun. Siz canavarın gerçek olmadığını bilseniz bile, çocuğunuz bunu bilmiyor ve gerçekten korkuyor!! Onun korkularını, endişelerini kabul edin. Korkan bir insana “korkma” demek pek çözüm getirmez, bu korkusunu yenmesinde yardımcı olun. Gerekirse, bir psikologdan yardım isteyin. Korkuları, endişeleri karşısında, sizden yeterli desteği görmeyen çocuk “sevilmediğini, değer verilmediğini, kendisinin önemli olmadığını” düşünür. Bu tarz düşünerek büyüyen bir çocuğun ileride özgüveninin az olması, kendini sevilmeye değer bulmaması olasılığı yüksektir.
Bu adımlar işe yaramadığı takdirde, çocukla anlaşma yapılabilir. Bir aile toplantısı düzenleyip, sorunlar ortaya konur ve herkese uyan bir çözüm yolu tespit edilir. Yatma vakti ile ilgili yeni kurallar oluşturulur. Amaç, bu kurallar sayesinde çocuğunuzun yeteri kadar uyumasıdır. Çocuğunuzu, kurala uyması konusunda teşvik etmelisiniz. Bu, maddi bir şey alarak yani rüşvet verilerek değil, ama kurala uyduğu her gece için bir yıldız alıp, yeterli yıldızı topladığında hafta sonu bir sinemaya/pikniğe/geziye gidilerek ya da beraber bir oyun oynayarak verilebilir. Bu kurala uymadığında, ya da yeterli yıldızı toplamadığında bu imtiyazdan faydalanamayacaktır, asla ceza demiyorum, sadece ödülü alamayacak! Bununla beraber, her hafta yeniden deneme şansı olduğunu bilmelidir.
Bir de, kurallarımızda biraz esnek olabiliriz. İlla ki çocuğumuzun 9.00’da yatması şart mı? 9’da yatırmaya kalkıp eğer yarım saat uğraşıyorsanız, çocuğunuzla bir anlaşma yapın: yatma saatini 15 dakika geciktirip onun yatma konusunda artık huysuzluk yapmasını istemediğinizi belirtin. Bir de böyle deneyip teklifinizi birkaç gün sonra yeniden gözden geçirin.
Çocuk yetiştirirken sorunlar her zaman olacaktır. Önemli olan bu sorunlara alternatif çözümler üretmektir. Çocuğunuza onu ne kadar sevdiğinizi hem söyleyin hem de hareketlerinizle gösterin. O, sizi hem duysun hem de bu sevgiyi yaşasın.
Hadi iyi uykular :)
Gülçin KARADENİZ
3 Ocak 2013 Perşembe
Evlilik Çatışmaları ve Çocuk 1
İki insan birbirini sevdiğinde
evliliklerinde problemler olacağı gerçeğini bilmek ya da kabul etmek istemeyebilir.
Bu durum gözlerinin aşktan kör olması ile açıklamaktadır (O’ Leary ve Smith,
1991). Aşk hikâyeleri sanat ve edebiyatın ana konusu olsa da, son yıllarda
aşkın doğası değişerek, daha çok karşılıklı doyumun önem kazandığı
gözlenmektedir. Evlilikte de aşkın rolü yadsınamaz ancak mutlu ve doyumlu
ilişkilerin kaynağının ise evlilik uyumu olduğu düşünülmektedir (Polat, 2006).
Evlilik
kararı alan bireylerin, kendilerine benzeyen eşler seçmeye eğilimli oldukları
bilinmektedir. Seçimler her ne kadar bu yönde olsa da evlilik sürecinde duygusal
süreklilik ve açık görüşlülük gibi özelliklerin beklenenin altında olduğu
durumlar yaşanabilmekte bu da çiftlerin hem evliliklerinde hem de cinsellik birlikteliklerinde
doyumsuzluk yaşamalarına sebep olmaktadır (Buss, 1992 ve Shackelford, 2004). Depresyon
(Sweatmen, 1999) ve umutsuzluk (Shek ve Chan 1999; akt. Fidanoğlu, 2006, Nathawat,
Mahtur ve Asha, 1993) düzeyleri de evlilik doyumunun düşmesine neden
olabilmektedir. Evlilik doyumunu yordayan faktörlerin en önemlisi evlilik
problemlerinin çözümüdür. Elbette çatışmasız bir evlilik düşünülemez. Ancak sık
yaşanan ve çözüme ulaşmayan çatışmalar çiftlerin, evlilik doyumlarını azaltabilir
(Chiu,1998).
Evlilik
ve aileyi ilgilendiren konularda fikir birliğinde olan ve sorunlarını çözebilen
çiftlerin evliliği uyumlu bir evlilik olarak tanımlanır. Dolayısıyla; çatışmaların
olumlu sonuçlanması, evlilikte uyum ile mümkündür (Erbek ve arkadaşları, 2005).
Eşler arasındaki pozitif iletişimin kadınların evlilik doyumlarını arttırdığı
bilinmektedir (Fincham,1999).
Evlilik
uyumunu etkileyen faktörlerin başında kadının ve erkeğin duygusal olgunluk seviyesi
gelmektedir. Erkeğin duygusal olgunluk seviyesinin de kadının evlilik doyumunu
olumlu yönde etkilediğini saptamıştır (Cole ve arkadaşları, 1980). Girişken
kişiliğin ise yalnızca erkeklerde evlilik doyumunu artırdığını belirtilmektedir
(Reath ve arkadaşları, 1980). Yine kendilerini dışa vurma seviyeleri eşit olan
çiftlerin evlilik doyumları yüksektir (Davidson ve arkadaşları, 1983). Ayrıca
geleneksel cinsiyet rollerini kabul eden erkeklerin yıllar içinde evlilik doyumlarının
düştüğü de belirtilmektedir. Bunun nedeni geleneksel cinsiyet rolleri erkeklerin
duygularını ifade edememeleriyle alakalı olup, depresyona neden olabilmektedir
ve sonuç olarak evlilik doyumunu düşürebilmektedir (Faulkner, ve arkadaşları, 2005).
Evliliğin
temeline baktığımızda, çiftleri bir arada tutan faktörlerin evlilik uyumunu da
sağlayan faktörler olduğunu görürüz. Bu faktörler (Robinson ve Blanton, 1993); mahremiyet,
bağlılık, uygunluk, iletişim ve dini yönelimdir. Mahremiyet eşlerin duygusal,
fiziksel ve ruhsal olarak birbirlerine yakınlıkları olarak tanımlanabilir. Bu
yakınlık ilgileri, aktiviteleri, düşünceleri, duyguları, acıları ve sevinçleri
paylaşmak olarak nitelendirilebilir. Bu paylaşım alanlarındaki eşitsizlik
durumunda evliliklerde sorunlar ortaya çıkabilir. Mahremiyet evliliklerinin
temelini oluşturmakta ve mahremiyette algılanan eşitsizlik, kadınların
kendilerine güvenlerine zarar vermekte ve eşleriyle ilgilenme düzeylerini azaltmaktadır.
Bu durumun çatışmalara yol açacağı ve evlilik uyumunu azaltacağı düşünülebilir.
Bağlılık, uzun süreli evliliklerin ön koşuludur.
Birçok çift için bu durum boşanma sebebidir. Uygunluk, tüm çiftlerde ve çeşitli
alanlarda görülen ortak özelliklerdir. İletişim ise, bir evliliğin temelini
teşkil eder.
Kültürümüzde;
erkeklerin kadınlara oranla evliliklerinden daha fazla doyum aldıkları; eşlerin
eğitim düzeylerindeki denkliğin evlilik uyumunu olumlu yönde etkilediği (Fışıloğlu,
1992); yaş, cinsiyet, çocuk sayısının ise evlilikten doyum almada etkili
olmadığı (Hamamcı, 2005) saptanmıştır.
Aile
yaşam döngüsü modeli, aileyi bir organizma gibi görmektedir. Aile de tıpkı
kişilerin geçirdiği gelişim aşamaları gibi belli aşamalardan geçmektedir ve
ailenin gelişimsel aşamaları ile işlevleri arasında bir ilişki olduğu
düşünülmektedir. Aile bireyleri farklı aşamalarda, farklı rol ve görevlere
sahip oldukları için, o aşamaya özgü sorunlar ile karşılaşabilirler (Becvar ve
Becvar, 1999). Aile içinde yaşanan huzursuzluk ve gerginlik başta çocuklar
olmak üzere, aile fertlerini olumsuz etkilemektedir.
Evli
bireylerin çocuk sahibi olma konusundaki kararları, çocuğun ne zaman doğduğu,
eşlerin bu durumdan nasıl etkilendiği birçok araştırmaya konu olmuştur. Çocuklar, küçük yaştayken, evlilikte
istikrarı artırırken diğer yandan da evlilikte kaliteyi düşürmek gibi çelişkili
bir etkiye sahiptirler (Belsky 1990; Waite ve Lillard, 1991; Cowan, 1984; Johnston,
2006; Levy-Shiff, Goldshmidt ve Har-Even, 1991). Evlilik kalitesindeki düşüşler
ve artışları; depresyon semptomları, çocuğun cinsiyeti ve hamileliğin
planlanmış olup olmadığıyla ilişkili olduğu belirtmektedirler (Bradbury ve
Fincham, 1990).
Ebeveynliğe
geçiş sürecindeki çiftlerin %40 ila %70nin evlilik kalitelerinde düşüş yaşadığı,
evlilik sorunlarının arttığı, erkeklerin geri ekilme eğilimine girdiği, evlilikte
konuşma ve cinselliğin azaldığı ancak bebek ile olan eğlence ve zevkte artış
görüldüğü belirtilmektedir (Gottman ve Notarius, 2002).
Evlilik
uyumunun çocuk sayısına bağlı olarak değişmediği ve evlilikteki çatışmaların,
çiftlerin çocuklarını etkilediği; depresyonu, geri çekilmeyi, yetersiz sosyal
becerileri, kötü sağlık sonuçlarını, düşük akademik başarıyı ve davranış
problemlerini kapsadığı bildirilmektedir (Erdoğan, 2007; Hoffman ve Levant,
1985; Fışıloğlu, 1992; Turarel-Kışlak ve Çabukça, 2002; Emery ve O'Leary 1982;
Forehand, Brody, Long ve ark., 1986; Goldberg ve Easterbrooks 1984; Gottman ve
Katz, 1989; Hetherington, Cox ve Cox, 1978; Katz ve Gottman, 1991; 1993 ve
1995; Peterson ve Zill, 1986; Cummings, Zahn-Waxler ve Radke-Yarrow, 1984;
El-Sheikh, 1994).
Çatışmaların çok sık olduğu evlerde büyüyen çocuklar risk
grubundadır. Anne baba arasında algılanan çatışma sadece
ebeveynlerden biriyle olan ilişkiyi değil, hem anne-çocuk hem de baba-çocuk
arasındaki ilişkileri bozmaktadır. Evlilik çatışması yoğunlaştığında, annelerin
daha müdahaleci ve eleştirel (Katz ve Gottman, 1996), babaların daha az
girişken ve daha fazla içe kapanık (Howes ve Markman, 1989) davranışlar
sergiledikleri gözlenmektedir. Peki çocuklar? Çocuklar ilk olarak çatışmaya
kulak vermekte, daha sonra “tehdit” ve “kendisiyle ilgili” olan bilgileri almaktadırlar,
bunun sonucunda sıkıntı ve korku hissederler. Bu manzara ile karşılaşan
çocuklar kendilerine şu soruları sorarlar: “ne oluyor”, niçin oluyor” ve “ben
ne yapabilirim”.
Ailelerinde çatışma algılayan çocuklar kısa dönemli tepkiler
(stres tepkileri; ağlama, donup kalma, sıkıntılı yüz ifadesi vb. Duygusal
tepkiler; üzüntü, korku, kızgınlık) ve uzun dönemli tepkiler (içselleştirilmiş
davranışlar; içe kapanma, depresyon, endişe vb. Dışsallaştırılmış davranışlar;
saldırgan davranışlar, antisosyal davranış, sosyal
ilişki sorunları, dikkat sorunları, okul başarısında düşme, arkadaş ilişkisi
problemleri vb.) verebilmektedirler. Bu tepkiler birer başa çıkma davranışıdır.
Çatışmaların nadiren yaşandığı evlerde büyüyen çocuklar en ufak tartışmada daha
hassas davranabilirler ve daha fazla etkilenirler (Davies ve Cummings,
1994; Long ve ark., 1988; El-Sheikh, Cummings ve Goetsch 1989). 18-22 yaşlarındaki
gençlerin ebeveynleri arasındaki algıladıkları çatışma arttıkça evliliğe karşı olumsuz
tutumlarının arttığı (Jennings ve ark. 1992), üniversite öğrencilerinde ise algılanan
ebeveynler arası çatışma arttıkça romantik ilişkilerdeki yakınlığın azaldığını
gözleniştir (Ensign, Scherman ve Clark, 1998). Erkek çocukların stresli
durumlarda saldırganlığı kullandıkları, kızların ise genellikle saldırgan
davranışlarını gizledikleri ve bu nedenle stres düzeylerinin daha fazla olduğu belirtilmektedir
(Johnson ve O’Leary, 1987; Cummings, Lonitti ve Zahn-Wawier, 1985). Saldırganlık
ve uyum problemleri erkek çocuklarında, çekingenlik ve kaygı ise kız
çocuklarında daha çok görülmektedir (Block, Block ve Gjerde, 1986; Cohn, 1991),
Kızların problemleri daha çok içselleştirdiği ve kendilerini suçlu
hissettikleri belirtilmiştir (Yılmaz, 2001). Yine bu çocuklarda düşük akademik başarı
(Long, Slater, Forehand ve Fauber, 1988; Lopez, Campbell ve Watkins, 1989), düşük
benlik saygısı (Amato, 1986; Pawlak ve Klein, 1997), sosyal beceri eksikliği
(Anupama, 2001; Rossman ve Rosenberg 1992), zayıf arkadaşlık ilişkileri
(Kitzman ve Cohen, 2003; Wierson, Forehand ve McCombs, 1988), içeyönelim ve
dışayönelim problemleri (Peterson ve Zili, 1986; Johnston, Gonzalez ve Campell,
1987) saptanmıştır. Psikosomatik hastalık belirtileri olan çocukların
ailelerinde evlilik çatışmalarının sık görüldüğü de bilinmektedir (Demir ve
arkadaşları, 2011).
Çocuklar eğer anne babalarının bu çatışmayı çözmekte yetersiz
olacaklarını düşünürlerse çatışmaya katılırlar (doğrudan araya girmek ya da
kavgayı engellemek için dikkati kendi üzerlerine çekmek vb.) ve bu yolla “kavga
edeceğinize benimle uğraşın” mesajını verirler. Bu durumu keşfeden çocuk her
zaman bunu kullanmaya çalışacaktır. Şiddet, küskünlük ve kapalı kapılar
arkasındaki çözümler çocuğa kendi sosyal ilişkilerinde de kullanabileceği uygunsuz
bir model oluşturur. Çocuk ebeveynlerinin birbirlerini sevmediklerini düşünür,
mağdur olan tarafa aşırı eğilim duyabilir ya da bir tarafı suçlayabilir. Daha
da kötüsü olanların sebebini kendi davranışlarına mal edebilir. Bu yüzden çocuklara çatışmanın hem sebebinin
hem de nasıl çözüldüğünün anlatılması gerekmektedir. Ebeveynlerin çocuklarına
açıklama yapmaktan kaçındıkları durumlarda çocuklar hayal güçlerini kullanarak
olanları senaryolaştırırlar. Bunun için;
tartışma sonrası uzlaşmak, yaşananları çocuğa olduğu gibi aktarmak,
başkalarının yanında bu olaylar hakkında fısıltılarla konuşmamak, çocuk çatışmaya
şahit olduğunda çözüme de şahit olmasını sağlamak, çatışmanın çözümünün imkânsızlaştığı
durumlarda boşanmadan kaçınmamak gerekir. Eğer çatışma, olumsuz
olarak değerlendirilmez veya önemi göz önüne alınmazsa, dikkat, çatışmadan bir
yöne kayabilir ve çocuğun etkilenmesini engelleyebilir. Eğer çatışma, olumsuz,
önemli veya kendisiyle ilgili olarak algılanırsa, ikincil sürece geçiş olur. Bu
süreçte çocuk, çatışmayı anlamak ve onunla başa çıkmak için bir çaba
içerisindedir. Çatışmaya dair birçok yönü düşünür. Bu süreçte çocuklar;
çatışmanın oluşma nedenini, kimin sorumlu olduğunu anlamaya çalışırlar.
Evlilik
ilişkisinde anlaşmazlık yaşanması doğaldır ancak dikkat edilmesi gereken nokta,
bu durumun yaşanma sıklığı ve fiziksel şiddet içerip içermediğidir. Çocuklar,
anne-babaları tarafından her şart ve koşulda sevileceklerini bilmek
ihtiyacındadırlar. Bu nedenle anne-baba çocuğa güven vermelidir. Unutulmaması
gereken çocuklar ebeveynlerinin söylediklerinden çok davranışlarından
etkilenirler. İleride çocuğunuzu üzen en büyük acı onun için eşinize katlanmak
zorunda kaldığınızı duymak olacaktır.
KAYNAKLAR:
Becvar, D.S.
& Becvar, R.J. (1999). Systems theory
and family therapy. New York: University Press of America Inc.
Belsky, J.
(1990). The effects of children on
marriage, the psychology contributions. New York: Guilford Press.
Belsky, J.
(1990). Children and marriage. In F. D. Fincham & T. N. Bradbury (Eds.), The psychology of marriage (pp.
172–200). New York: Guilford Press.
Belsky, J., &
Hsieh, K.H. (1998). Patterns of marital change during the early childhood
years: Parent personality, coparenting, and division-of-labor correlates. Journal
of Family Psychology, 12, 511–528.
Belsky, J., &
Rovine, M. (1990). Patterns of marital change across the transition to
parenthood: Pregnancy to three years post-partum. Journal of Marriage and
the Family, 55, 5–20.
Block, J.H.; Block J. & Gjerde, P.J. (1986). The personality of
children prior to divorce. Child Development, 57, 827-840.
Bradbury, N.;
Fincham &Frank D. (1990). Attributions in marriage: review and critique. Psychological
Bulletin, 107(1), 3-33.
Buss, D. M.; Larsen, R. J.; Westen, D., & Semmelroth, J. (1992). Sex
differences in jealousy: evolution,
physiology, and psychology. Psychological
Science, 3/ 4, 251-255.
Cohn, L.D. (1991). Sex differences in the course of personality
development: A meta analysis. Psychological Bu İletin, 109, 252-266.
Cole, C. L.; Cole, A. L. & Dean, D. G. (1980). Emotional maturity
and marital adjustment: A decade replication. Journal of Marriage & Family, 42/3, 533-539.
Cummings, EM.; lonatti R. J. & Zahn-Waxler, C. (1985). Influence of
conflict betvveen adults on the emotions and aggression ofyoung children. Developmental
Psychology, 21, 495-507.
Cummings, E.M.; Vogel D.; Cummings J.S. & El-Sheikh, M. (1989).
Children's responses to different forms of expression of anger between adults. Child
Development, 60, 1392-1404.
Davidson, B.; Balswick, J. & Halverson, C. (1983). Affective
self-disclosure and arital adjustment: A test of equity theory. Journal of Marriage & Family, 45/1,
93-102.
Ensign, J.; Scherman, A.
& Clark, J. J. (1998). The relationship of family structure and conflict to
levels of intimacy and parental attachment on college students. Adolescence, 33/131, 575-582.
Erbek, E., Beştepe, E., Akar, H., Eradamlar, N. ve Alpkan, R. L. (2005).
Evlilik uyumu. Düşünen Adam, 18(1),
39-47.
Erdoğan, S. (2007). Evlilik uyumu ile psikiyatrik rahatsızlıklar,
bağlanma stilleri ve mizaç ve karakter özellikleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi, Yayınlanmamış Yüksek Lisans
Tezi, Ankara: Gazi Üniversitesi Sağlık
Bilimleri Enstitüsü.
Faulkner, R. A., Davey, M. & Davey, A. (2005). Gender-related
predictors of change in marital
satisfaction and marital conflict. The
American Journal of Family Therapy, 33(1), 61-83.
Fışıloğlu, H. (1992). Lisansüstü öğrencilerin evlilik uyumu. Türk Psikoloji Dergisi, 7(28), 16- 23.
Fidanoğlu, O. (2006). Evlilik uyumu mizah tarzı ve kaygı düzeyi
arasındaki ilişki. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. İstanbul: Marmara
Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü.
Gottman, J.M. & Notarius, C.I., (2002). Marital research
in the 20th century and a research agenda for the 21st century, Family Process,
41(2), 159-197.
Hamamcı, Z. (2005).
Dysfunctional relationship beliefs in marital satisfaction and adjustment. Social
Behavior and Personality, 33(4),
313-328.
Johnston,
J. R. (2006). A child-centered approach to high conflict and domestic violence
families: Differential assessment and interventions. Journal of Family
Studies, 12, 15–36.
Kındap, Y. ve Sayıl,
M. (2008). Eşler arası çatışma, ebeveyn uygulamaları ve ergenin Sorun
davranışları arasındaki bağlantılar. Serbest Bildiri. 2. Psikoloji Lisasüstü
Öğrencileri Kongresi, Ilgaz, Türkiye.
Long, N., Slater E., Forehand R. & Fauber R. (1988). Continued high
or reduced interparental conflict following divorce: Relation to young
adolescent adjustment. Journal of Consulting and Clinical Psychology,
56, 467-469.
O’Leary, K. D. & Smith D. A. (1991). Marital Interactions. Annual Review of Psychology, 42, 191-
192.
Peterson, J. L. & Zili, N. (986). Marital disruption, parent-child
relationships and behavior problems in eh i İd ren. Journal of Marriage and
the Family, 48, 295-307.
Polat, D. (2006). Evli bireylerin evlilik uyumları, aldatma eğilimleri
ve çatışma eğilimleri arasındaki ilişkilerin bazı değişkenler açısından
incelenmesi. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Ankara: Ankara Üniversitesi
Sosyal Bilimler Enstitüsü.
Reath, R. A., Piercy, F., Hovestadt, A., & Oliver, M. (1980).
Assertion and marital adjustment. Family
Relations, 29(2), 249-253.
Robinson, L. C.,
& Blanton, P.
W. (1993). Marital
strengths in enduring
marriages. Family Relations, 42(1), 38-45.
Shackelford, T. K., Michalski, R. L., & Schmitt, D. P. (2004). Upset
in response to a child's partner's infidelities. European Journal of Social Psychology, 34(4), 489-497.
Shackelford, T. K., Voracek, M., Schmitt, D. P., Buss, D. M.,
Weekes-Shackelford, V. A., & Michalski, R. L. (2004). Romantic jealousy in
early adulthood and in later life. Human
Nature, 15(3), 283-300.
Shek, D. T. L., & Chan, L. K. (1999). Hong Kong Chinese
parents perceptions of the ideal child. The
Journal of Psychology, 133(3): 291-302.
Yılmaz, A. (2001). Eşler arasındaki uyum, anne-baba tutumu ve benlik
algısı arasındaki ilişkilerin gelişimsel olarak incelenmesi. Türk Psikoloji
Dergisi, 16(47),1-24.
Yeung, W. J.; Sandberg,
J. F., Davis-Kean, P. E. & Hofferth, S. L. (2001). Children_s time with
fathers in intact families. Journal of
Marriage and the Family, 63(1), 136–154.
30 Aralık 2012 Pazar
21 Aralık 2012 Cuma
Eğer bir çocuk...
Eğer bir çocuk düşman bir çevrede yaşarsa; kavgacılık
öğrenir.
Eğer bir çocuk korku içinde yaşarsa; korkmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk daima acıyan insanlarla beraber olursa;
kendini zavallı hissetmeyi öğrenir.
Eğer bir çocuk kıskançlık içinde yaşarsa; nefret etmeyi
öğrenir.
Eğer bir çocuk ona cesaret veren bir çevrede yaşarsa;
kendine güvenmesini öğrenir.
Eğer bir çocuk, onu öven bir çevrede yaşarsa; sevmeyi
öğrenir.
Eğer bir çocuk, sevgi içinde yaşarsa; sevmeyi öğrenir.
Eğer bir çocuk, kendine değer veren bir çevrede yaşarsa; bir
gayesi olduğunu öğrenir.
Eğer bir çocuk, dürüst muamele görürse; adaletin ne olduğunu
öğrenir.
Eğer bir çocuk, doğruluk içinde yaşarsa; hakikatin ne
olduğunu öğrenir.
Eğer bir çocuk, daima dostluk, güleryüz ve anlayış gösteren
bir çevrede yaşarsa; dünyanın içinde yaşanacak güzel bir yer olduğunu öğrenir.
KISACA ÇOCUK; YAŞADIĞI ÇEVREYİ ÖRNEK ALMAYI ÖĞRENİR.
Ann Landers
Abraham Lincoln'den
Zaman alacak
biliyorum,
fakat eğer
öğretebilirsen ona,
kazanılan bir
liranın,
bulunan beş liradan
daha değerli olduğunu öğret.
Kaybetmeyi
öğrenmesini öğret ona ve hem de kazanmaktan
neşe duymayı.
Kıskançlıktan
uzaklara yönelt onu.
Eğer yapabilirsen, sessiz kahkahaların
gizemini öğret ona,
Bırak erken öğrensin, zorbaların görünüşte
galip olduklarını...
Eğer yapabilirsen, ona kitapların
muzicelerini öğret.
Fakat ona sessiz zamanlar da tanı,
Fakat ona sessiz zamanlar da tanı,
gökyüzündeki
kuşların,
güneşin altındaki
arıların,
ve yemyeşil yamaçtaki
çiçeklerin ebedi gizemini düşünebileceği...
Okulda hata yapmanın, hile yapmaktan çok
daha onurlu olduğunu öğret ona.
Ona kendi fikirlerine
inanmasını öğret,
herkes ona yanlış olduğunu söylediğinde dahi...
herkes ona yanlış olduğunu söylediğinde dahi...
fakat tüm
söylediklerini gerçeğin eleğinden
geçirmesini,
ve sadece iyi
olanları almasını da öğret...
Eğer yapabilirsen, üzüldüğünde bile
nasıl gülümseyeceğini öğret ona.
Gözyaşlarında hiçbir
utanç olmadığını öğret.
Ona kuvvetini ve
beynini en yüksek fiyatı
verene satmasını,
fakat hiçbir zaman
kalbi ve ruhuna fiyat etiketi
koymamasını öğret.
Uğultulu bir insan
kalabalığına kulaklarını
tıkamasını öğret ona,
ve eğer kendisinin
haklı olduğuna inanıyorsa,
dimdik dikilip
savaşmasını öğret.
Abraham Lincoln
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






